Demokrasini gücü adına, güüüüüç onda artık!
Hi-Man’ı 90’lı yılların gençliği iyi bilir. Kılıcını havaya kaldırır
ve aynen şöyle bir nida duyulurdu: Gölgelerin gücüüüü adınaaaa, güüüüç bendeee
artııık… Hiiii meeeennn!
He-Man’ın TV’de yayınlandığı yıllarda Türkiye’de üç ayrı güç
odağı vardı…
Ordu…
Siyasiler…
Ve patronlar…
Yani TUSİAD!
***
Ahmet Hakan, yeni yılın 3. günü, yani cumartesi günkü "Türkiye'nin en aciz kuruluşu: TÜSİAD" başlıklı yazısında TUSİAD’ın AKP ve CumhurBaşbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan
karşısında düştüğü çaresizliği çok güzel özetlemiş. Oysa bu TÜSİAD değil miydi,
80 öncesi iktidarları belirleyen, istediği partiyi seçtirip, diğerini düşüren…
TUSİAD’'ın düştüğü şu durum bile ülkenin geldiği noktanın
vahametini kanıtlamaya yetiyor! Ee ama müstahak… Anımsıyorum da, Ecevitli
CHP'yi devirmek için gazetelere “Gerçekçi Çıkış Yolu” başlıklı çarşaf çarşaf tam
sayfa ilanlar vererek Demirelli AP'den yana bariz tavır aldığını yedi düvele
duyuran da işte bu TUSİAD değil miydi? CHP iktidara geldiğinde piyasada yokluk yaratılmasının
1 numaralı etkenin kim olduğunu benim kuşağım çok iyi biliyor… Kuyruklarla
halkı sindiren TUSİAD bu TUSİAD işte; ortaya çıkan bu yeni Türkiye en az Ordu
kadar TUSİAD’ın da eseridir!
Şimdi dizginler siyasi vesayetin elinde.
İktidarın gücü adına, güüüüüç AKP’de, AKP’nin gücü Erdoğan’da!
Heee Meeennn, pardon “Reee
Teee Eeeee!”
***
Evet, 2015 itibariyle Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’nin en
kudretli, en muktedir, en korkulan, en dehşet, en en en en TEK ADAMI!
Yani özetle, Türkiye’nin tek sahibi, evet evet yanlış
okumadınız; hepimizin tek sahibi haline gelmiştir Erdoğan, etrafındaki taparcasına biat edenlerin sayısı arttıkça, zirvedeki yerini de iyice pekiştirmektedir...
Kimi diyarlarda bu
tür yönetimlere dikta, diktatörlük, totaliter ve tek adamlı baskıcı
yönetimler
olarak adlandırılabilir.
Sn CumhurBaşbakanımız bu tanımlara çok kızdığı için (ben
de gazabına mazhar olmamak adına) sadece "sahip" demeyi uygun görüyorum(!) Sonuçta, "o
ne derse o oluyor"sa, bu sahiplik değil de nedir?
Eskiden Ordu fenomeni vardı, onu destekleyen TUSİAD ve
siyasi partiler… Ordu’nun, yani paşaların canı sıkıldı mıydı, memleketin
anasını ağlatırlardı. Şimdi tek bir adam var; hem başbakan, hem Cumhurbaşkanı,
hem paşa, hem, TFF başkanı, hem patron, hem Belediye Başkanı, hem; hemen hemen her şey. Bir insanın demokrasiyi
kullanarak, 21. yüzyılda gelip de varabileceği, elde edebileceği en büyük makam,
mevki ve kudreti Rabbimiz ona nasip etmiş, kim ne diyebilir ki(!)
Bundan sonra her şeyimiz, kaderimiz, sahibimizin iki dudağı
arasında.
O ne derse o olur, hamd olsun(!)
***
Malum, 2014 bitti, yerine yenisi geldi, adına da 2015
dediler…
Şu bir gerçek ki, her gelen yıl, eskisini aratır oldu. 90’ların
başından bu yana dünyanın başı bitten, k.çı da itten kurtulmuyor.
Doğal felaketler bir yana, savaşlar da yarınlara dair
umutlarımızı tüketmeye yetiyor…
2006’yı 2007’ye bağlayan yılbaşı veya yıl sonu, Kurban
Bayramı ile yeni yıl kutlamaları çakışmış, Müslümanlar, hem bayramı, hem de
yeni yılı kutlamıştı.
Benzer bir çakışma da bu yıl yaşandı ve yeni yıl ile mevlit
kandili peş peşe geldi…
Dini bütün vatandaşlarımız, özellikle de sosyal medya
aracılığı yeni yılın kutlanmaması için, (tıpkı 8 yıl önce olduğu gibi) yine enteresan
bir çaba içerisine girdiği görüldü…
Fakat bu dini bütün arkadaşlarımıza yeni yıl kutlamaları
ile noelin aynı şey olmadığını anlatamadık gitti.
“Müslümanım” diyen
bu dostlarımızın, birileri yeni yılı kutladığı için gösterdikleri tepkiyi,
yolsuzluk iddiaları karşısında, gelir adaletsizliğine, TL’nin ABD doları
karşısında sürekli değer kaybetmesine kayıtsız kalmasına anlam veremediğimizi de anımsatmak isteriz!
“Noel, İsa’nın doğum günü. Kutlayanlar kafirdir, dinsizdir”
dediler, eyvallah da Hz İsa da, tıpkı Hz İbrahim, Hz Musa gibi, aynı zamanda Müslümanların
da inandığı bir peygamber değil mi?
Kaldı ki, Hristiyanlar noeli 25 Aralık’ta kutluyor, diğer
insanların, sadece yeni bir yıla girmenin coşkusunu, “sevgi, dostluk ve kardeşlik”
mesajlarıyla kutlamasının nesi kötü?
***
Bir yıl daha geride kaldı ancak, hem ülkemizi, hem de
dünyayı çok karanlık ve istikrarsız günler bekliyor. Cehalet hastalıklı bir ur
gibi, özellikle Müslümanları sarmış, yavaş yavaş yok ediyor, Cehalet aynı zamanda istikrarsızlık yaratıyor. İstikrasızlık
demek kargaşa demek, kargaşa demek mutlu bir azınlık, mutsuz bir çoğunluk demek…
Keşke 2015’i atlasak da 2016 veya direkt 2020’ye
geçebilseydik, belki makus talihimizi de böylece pas geçmiş ve hiç yaşamamış
olurduk, ah keşke(!)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder