Salı, Temmuz 21, 2020
Hangi camiler kilise, hangi kiliseler camiye çevrildi?
Pazar, Temmuz 12, 2020
Sultan Ahmet Camii'nin günahı ne?
Aklım almıyor, inançlı gerçek bir ehli müslimin, bir başka
dini inanç için inşa edilmiş bir ibadet hane içinde, o dine ait gravür ve
simgelerin tepesinde durduğu bir ortamda, ibadet etmek istemesine inanamıyorum.
Hele ki, az ötede, kendi ataları tarafından (sultanlar, padişahların serveti ve
emriyle yapılmış) muhteşem camiler dururken bunun akıl mantık ve inançla ne
ilgisi olabilir!? Hele ki, Ayasofya'ya kutsallık katılması İslam dinininin
içine "şirk" katmak değil de nedir? Müslümanlar için kutsal olan iki
mabet vardır, biri Mescidi Aksa, diğeri Kabe... Peki nasıl oluyor da Türkiye
Müslümanları Ayasofya'ya Müslümanların kutsal mabedi muamelesi yapabiliyorlar?Çarşamba, Temmuz 01, 2020
Olur böyle vakalar, Türk polisi maskesiz basketbol oynayanı yakalar(!)
Pazartesi, Haziran 29, 2020
Birleşemeye birleşemeye kaybediyoruz!
Cuma, Haziran 26, 2020
Süper Lig “Buz” gibi garantiydi…
Bu transfer biraz aklımı karıştırdı.
Düşünsenize, bir alt ligde başarısız olmuş bir teknik direktör, ayrılır ayrılmaz, Süper Lig’de bir takımla sözleşme imzalıyor.
Bu durum bir bana mı tuhaf geliyor?
Yıldırım nikahıyla gerçekleşen bu izdivaçtan(!) sonra aklıma enteresan düşünceler dizildi peş peşe:
Bursaspor son maçını Ankara’da Keçiören ile oynadı ve 1-0 yenildi…
Bursaspor Teknik Direktörü İbrahim Üzülmez ile yollar ayrıldı. Hemen akabinde Üzülmez Ankara’nın Süper Lig takımı Ankaragücü’ne imza attı…
Abi bu ne hız?
Yoksa…
Yoksa Ankara’dayken Keçiören maçı öncesi…
Yok ya, o kadar şerefsizlik olamaz.
Ne Ankaragücü (kardeş kulüp sonuçta) ne de Üzülmez bu kadar alçalamaz…
Ama ister istemez insanın kafası karışıyor.
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nde boşta başka teknik adam mı yok da, alt ligde başarısız olduğu için kovulan birine Süper Lig takımını emanet ediyorsun?
Ya kulüp yöneticileri bi şeyden anlamıyor, menajerlerin elinde oyuncak olmuşlar, ya da…
Neyse bunu zamanla öğreniriz ama esas ilginç olan Mesut Mestan başkanlığındaki Bursaspor mevcut yönetiminin amatörlükten kurtulamayan kararları.
Allah’tan taraftar baskısı araya girdi ve özellikle gazeteci büyüğüm usta kalemşör Engin Aksöz’ün sosyal medya paylaşımlarıyla Metin Diyadin tercihinden son anda vazgeçildi…
Fakat daha sonra, bir diğer usta gazeteci dostum Bilal Kayaaltı, Mesut Mestan yönetiminin Diyadin’den vazgeçmesinde Bursa Bş Belediye Başkanı Alinur Aktaş’ın rol oynadığını yazdı.
Kaynak olarak da Metin Diyadin’in gazeteci kardeşi Osman Diyadin’in attığı twiti gösterdi…
![]() |
Osman Diyadin, twitinde, "Sen teklif yaptığın teknik direktörü Bursa'ya çağır, sonra vazgeçtik, 'Belediye başkanı istemedi, ben ne yapayım' diye haber yolla." diye tepki gösterdi…
Düşünsenize Bursaspor yönetimi kendi başına karar veremiyor, taraftarın tepkisine kulak asmıyor, araya giren Bursa BŞ Belediyesi Başkanı Alinur Aktaş’ın uyarısıyla “Diyadin’den vazgeçiyor.
Mesut Mestan’ın taraftarın tepkisine neden kulak asmadığını bir başka gazeteci arkadaşımız Tarık Çapçı’ya yaptığı açıklamadan öğreniyoruz:
Mestan, “Herkes şöyle olsun böyle olsun, şu gelsin bu gelmesin diyor; ama daha 45 tane karton taraftar satılmış” diye tepki veriyor.
Düşünsenize, Bursaspor Kulübü’nün başkanı taraftara gönül koymuş, taraftar zora giren Süper Lig’e çıkma ihtimalini düşünerek Bursa’yı tanımayan, kentle alakası olmayan, kentin ruhunu bilmeyen birine takımın emanet edilmesini istemezken, Belediye Başkan Alinur Aktaş araya girince hayati bir yanlıştan dönüyor…
Alinur başkana teşekkür mü etsek yoksa kulübe yine siyaset karıştığı için üzülsek mi ne yapsak bilemedim doğrusu…
Neyse, hayırlısı oldu ve daha sezon başında gelmesi gereken İrfan Buz’a takım emanet edildi…
Açıkçası ben İsmail Ertekin, İbrahim Er ve İrfan Buz’dan hangisi olursa bu taraftarın itiraz etmeyeceğini düşünenlerdendim.
Salt taraftar istediği için değil elbette…
Bu üç isim de Bursa’yı, Bursa’nın havasını, kentin beklentilerini bilen isimlerdi…
Keşke bu karar daha önceden alınabilseydi. İrfan Buz hoca potansiyeli olan bir teknik adam.
Yılmaz Vural’ın hem genç, hem de daha kontrollü versiyonu diyebilirim. Potansiyeli fazla ve hem Bursa’nın ona hem de onun Bursa’ya sempatisi fazla…
Bursaspor TV’de yapılan ilk röportajındaki heyecanını ve mutluluğunu görünce içimden “ah” çektim, “ah keşke sezon başında Bursa’ya gelseymiş bu enerjisiyle şu an Süper Lig planlarını yapıyor olacaktık” diye düşündüm…
Buz hocanın işi zor ama imkansız değil, elbette elinde sihirli değnek yok, eğer içindeki enerjisini takıma aktarabilirse, şampiyonluk olmasa bile Süper Lig gelebilir…
KAYNAK-1: Tarık Çapçı'nın haberi: https://www.bursa.com/neden-metin-diyadin---n431526/Cumartesi, Haziran 20, 2020
Reis buyurdu: “Millet Bahçesi’ni büyütün!”
Cumartesi, Mayıs 30, 2020
CHP Bursa’da aynı tas aynı hamam mı?
Cumartesi, Mayıs 16, 2020
AKP'liler neden silahlanıyor, neye ve kime karşı?
Ülkeyi yöneten onlar.
Askeriye onların kontrolünde, emniyet teşkilatı, MİT, medya, sermaye, yasama,
yürütme, yargı...Salı, Mayıs 12, 2020
Sn Aktaş uyuma, “Erguvan’a sahip çık(!)
Geçen gün, gazeteci kadim dostum Bilal Kayaaltı facebook
hesabından Buenos Aires ile ilgili birkaç fotoğraf paylaşmıştı…
Sadece orası da değil, bir çok cadde ve meydan erguvanlarla
süslense, süslenip gelin gibi mor duvaklarla bezenip her bahar çiçek açsa…Pazar, Nisan 19, 2020
Külli irade, cüzzi irade ve determinizm
Ya da ülkemizde yaşanan ekonomik krizler, siyasi gelişmeler bir sebebin sonucu mudur?
Şu anda biz kadermizi mi yaşıyoruz. Sebep olduğumuz çevre kirliliğinden tutun da vahşi kapitalizmin ortaya çıkardığı sonuç mudur tüm bu olanlar?
Ve Determinizm...
Peki nedir bu determinist düşünce?
Determinizm anlayışına göre, tüm olaylar birbirine bağlıdır. Olayların birbirini belli etmesi, birbirinin neden ve sonucu olması düşüncesinin temel ilkesi olarak kabul edilir. Her olay, nedenleriyle açıklanır ve anlaşılır. Olaylar arasındaki sürekli nedensellik bağını bozabilecek hiçbir güç yoktur.
Bir süredir “Devs” adlı bir dizi film izliyorum. 8 bölümlük tek sezonluk bir dizi filmdi. En son dün gece finalini izledim.
Eğer bu konular ilginizi çekiyorsa mutlaka izleyin derim, kuantum mekaniği, determinist yaklaşım ve sebep sonuç ilişkisi üzerine hem kafa karşıtırıcı hem de sorgulatıcı bir iş. Filmin yaratıcısı Ex Machin filmini de yazıp yöneten Alex Garland.
“Devs” hakkında size fazla ayrıntı anlatmayacağım. Zira film hristyanlık ve yahudilik terminoljisi üzerine kurulu, ama bunun propagandasını yapmayan, sadece geçmişi ve geleceği görüntüleyen bir Makine yapan bir kaç bilgisayar yazılımcısı dahinin öyküsüne odaklanıyor. Geliştirlen “devs” adlı yapay zeka sayesinde önce geçmişte yaşanan olayları görüntülü olarak izleyebiliyorlar, sistem geliştirildikçe geleceği de görme imkanı elde ediyorlar. İşte zaten olaylar da ondan sonra karmaşıklaşıyor...
Gerçekte böyle bir şey mümkün değil...
Ya da şimdilik değil, gelecekte neler olacak, kim bilir...
Düşünsenize; yaşadığımız boyut tek bir çizgi olsa ve biz şu anda bu çizgide ilerliyorsak; gelecek yaratıldı mı, yoksa biz “Time Line” yani zaman çizgisinde ilerledikçe mi geleceği oluşturuyoruz?
Ya da oluşmuş bir zaman çigisi içinde mi geleceğe ilerliyoruz.
Şimdi başa sarayım...
Ben bu dizi filmi izledim ve böyle bir video çekmeye karar verdim! Peki neden?
Çünkü Alex Garland “Devs” adlı bir dizi film çekti ve ben de bu yazıyı kaleme alıp, videosunu yaptım.
Sebep Alex, sonuç; Suat bu makaleyi yazıp videoyu çekti...
Alex'in anne ve babası tanışıp evlenmeseydi, hiç doğmayacaktı ve bu dizi filmi çekmeyecekti...
Benim de annem babam, eski Yugoslavya'dan Türkiye'ye göç etmeseydi, Bursa'da evlenemeyeceklerdi ve ben doğmayacakım. Ben doğmasaydım, eşimle evlenemeyecektim ve çocuklarım da hiç doğmayacaktı...
Ve elbette yotube kanalım Siyah Şapkalı Adam hiç yayınlanmayacaktı, Bursaport'ta bu yazım çıkmayacaktı.
Ya da, internet hiç icad edilmeseydi, web siteleri, potallar, youtube diye bir kanal olmayacaktı ve siz şu an bu yazıyı okumuyor olacaktınız...
Daha da uçuk olmasını isterseniz; Edison ve Tesla hiç doğmasaydı, bugün dünya hala gaz lambalarıyla aydınlatılıyor olacaktı...
Dedim ya sebep ve sonuç...
Yolda yürüyorsunuz, hemen üstünüzden geçen bir kuş pisliyor ve dışkı sizin üstünüze düşüyor. Bir saniye geride olsanız ya da bir saniye önde o dışkı yere düşecek. Aynı durum trafik kazaları için de geçerli değil mi, herşey tam o anda ve bir anda oluyor...
Sebepler sonuçları doğuruyor...
Belki buna kader de demek mümkün. Çünkü tarihte bu konu üzerine bir çük filozof kafa patlatmış. Aristo'dan tutun Sipinoza'ya, Descartes ve Laplac'e kadar...
Ortaya determinizm diye bir felsefi görüş ortaya çıkmış.
Devs dizi filminin çıkış noktası da burası işte.
Bir şey oluyorsa, o şeyin gerçekleşmesi kaçınılmazdır.
Ne yaparsanız yapın, kaderinizden kaçamazsınız!
Devs'in finalinde aslında Devs'in “Devs” olmadığını da öğreniyoruz ama bunun ne olduğunu
merak edip 8 bölümlük diziyi izlemek isteyenlere bırakıyorum...
Evet, herşey olacağına varıyor, sebep ve sonuç öyle ya da böyle yaşanıyor.
Çin’in Wuhan kentinde bir virüs ortaya çıkıyor ve 5 ay sonra tüm dünyaya yayılıyor; gezegende hayat durma noktasına geliyor. Dünya’nın Türkiye ülkesinin parlamentosunda bir karar alınıyor, cezaevlerinde suçlu olarak cezalarını çekmekte olan, hırsızlar, yan kesiciler, ırz düşmanı sapıklar, çeteciler, mafyacılar tek tek serbest bırakılıyor. Tek suçları işlerini yapmak ve yanlışları yazıp söylemek olan gazeteciler ise serbest kalamıyor.
Şimdi şöyle soralım; bugün Ak Parti ve Erdoğan değil de bir başka iktidar ülkeyi yönetseydi, o gazeteciler tutulur muydu içerde? Ya da “düşünce suçu” işledikleri iddiasıyla hapse atılırlar mıydı?
Ak Parti ve Erdoğan’a oy veren milyonların kararı...
Sebep ve sonuç...
İslam inancında da cüzzi irade ve külli irade diye iki ayrı durum vardır ya...
Cüzzi iradeye göre insanlara verilmiş olan ve kaza ve kader sınırları çerçevesinde hareket imkânı tanıyan özgür iradedir. Bu irade kapsamında kaderimizin yolunda tercihler yapmak insnaın kendi elindedir.
Külli irade ise nerede, nasıl ve kim olarak doğacanız, ne zaman öleceğnizi, ana ve babanızı, kardeşlerinizi seçememeniz durumuna deniyor...
Ama işin içine kuantum fiziği girince, seçenekler, alternatifler, onlarca, yüzlerce, binlerce değil, milyonlarca ihtimal söz konusu olabiliyor!
Seçimlerimiz, tercihlerimiz kaderimizi belirliyor...
Yani bazi durumlar elimzideyken bazı durumlar bizi aşıyor ve sadece kaderimize razı gelip, “artık ne olacaksa olsun, herşey olacağına varsın” dieybiliyoruz.
Ne dersiniz, bu yaşananlar kaderimiz mi, yoksa kendi tercihlerimiz mi bizi bu sonuca ulaştırdı?
@SuatOktySnck
YAZIMIN VİDEOSUNU İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN:
Perşembe, Nisan 16, 2020
Koronavirüs (Kovid-19) testi yaptırdım...
Aslında bunun neden kaynaklandığını biliyordum ama yine de endişe duydum. Yediğim buzlanmış yoğurt beni bu hale getirmişti. İçten içe, içimi kemiren "acaba" sorusu beynime kazınmaya başlamıştı.
Sorunumu daha iyi anlamak için sağlık ocağında görevli aile hekimimizi ziyaret edip, yüzeysel muayenede ciğerlerimde sorun olmadığını öğrenmiştim.
Çünkü ateşim yoktu, tat ve koku kaybım da bulunmuyor, öksürüğüm de kesilmişti ama nefes almaktaki sorunum devam ediyordu.
Aile doktorumuz Sinan Bey de, "Eğer endişen olursa, test yaptırabilirsin" diye anımsatınca ve nefes almamdaki sıkıntım devam edince, 10 Nisan Cuma sabahı Şehir Hastanesi'ne gidip test yaptırdım...
Önce tomografi, ardındanda süprüntü ile ağız ve burundan numune alındı.
Tomografi sonucu ciğerlerim temiz çıktı.
Kovid-19 test sonucum da 2 gün sonra e-devlet üzerinden negatif olarak tarafıma bildirildi.
Şunu ifade etmek isterim ki, gerçekten çok iyi bir sistem oturtulmuş. Şüphesi olup başvuran herkese test uygulanıyordu.
Daha önce "Hastanemi, AVM mi?" başlığı ile kaleme aldığım yazıda özellikle Şehir Hastanesi özel güvenlik elemanlarını eleştirmiştim. Ama bu sefer güvenlik görevini üstlenen personel çok daha kibar ve anlayışlıydı.
Youtube kanalım için cep telefonumla yaptığım video çekimlerine sorun çıkarsalar da genel anlamda davranışları olumluydu. Özellikle, böylesi stresli ortamda insanlarla uğraşmanın sıkıntısı da hesaba katılınca işlerinin zoruluğunu anlamak zor değil. Ve elbette doktorlar, hemşireler, sağlıkçılar, memurlar, temizlik elemanlarının ne kadar riskli bir iş yaptıklarını, bunun bilinciyle mücadele ettikleri unutmamalı.
Her ne kadar Sağlık Bakanlığı ve tüm personelinin efsanevi mücadelesi iktidar partisi tarafından zaman zaman, yanlış kararlarla sabote edilse de Sağlık Bakanı'ndan, en alttaki çalışanına kadar, hepsini kutlamak gerek.
Tabi ben testten temiz çıkmış olsam da virüsün bulaşma riski devam ediyor. Bu nedenle asla ve asla önlemlerden ödün vermemeliyiz. Zorunlu olmadıkça da dışarı çıkmamalıyız. Çünkü bu virüsün şakaya gelir yani yok!
Eğer bir endişesi ve şüphesi olan, "acaba virüse yakalanmış olabilir miyim?" sorusunu kafasından atamayan olursa gidip, ya Şehir Hastanesi'nde ya da Yüksek İhtisas Hastanesi'nde bu testi "ücretsiz" yaptırabilir.
İşin daha ilginci ise test yaptırıp, negatif sonuç almış olsanız bile aile hekiminiz ve sağlık ocağındaki görevli hemşireler sizi her gün arayıp durumunuzu sorup kontrol ediyorlar.
Bu da Sağlık Bakanlığı'nın işini ne kadar doğru yaptığının en basit göstergelerinden biri...
Buraya kadar herşey doğru ve takdire şayan...
Fakat bunun dışında, özellikle Sağlık Bakanlığı'nın haricinde işler hiç de iyi gitmiyor.
Cumhurbaşkanlığı'nın vaat ettiği maskeler hala vatandaşın büyük bir kesimine ulaşmış değil. Kaldı ki, gelecek maskelerin ne kadar kaliteli olduğu sorusu da kafaları karıştırmaya devam ediyor.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, "Kendimizin tıbbi ekipman ihtiyacı olmasına rağmen İngiltere, İtalya ve İspanya gibi önemli müttefiklerimizin de aralarında bulunduğu 34 ülkeye yardım elimizi uzattık" açıklaması yapmış olması vatandaşın canını sıkmaya devam ediyor.
Düşünsenize, sizin kendi öz vatandaşınıza maske verememişsiniz ama başka ülkele maske yardımında bulunuyorsunuz?
Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!
"Önce can, sonra canan" sözünde olduğu gibi davranılması gerekirken, kendi vatandaşını ihmal eden yeryüzünde bir başka ülke var mıdır, açıkçası görülmüş, duyulmuş şey değil!
İster istemez vatandaş da soruyor: Nerde bu devlet? Ne zaman kendi vatandaşına birinci sınıf insan muamelesi yapacak?
Dünya pandemi yüzünden olağanüstü günler geçiriyor. Yarın ne olacak belirsiz. Türkiye'de olanlara bakınca, ülkemizin ne kadar kötü yönetildiğini bir kez daha anladım.
Marifet kriz anlarında liderlik edebilmekte.
İşte bu dönemde güzelim ülkemizin her yurttaşını ayırmadan kucaklayacak bir lideri olmadığını üzülerek gördük...
Böylesi bir krizden bile kendilerine siyasi rant sağlamaya çalışanların varlığı zaten tükenmiş olan umutlarımı tamamen köreltti...
Salı, Mart 24, 2020
Yeni bir virüs yayılsın adı da “iyilik” olsun!
Sadece kötülere de değil…
Mesela, siyasetçilere sirayet etsin…
Siyasetçilerle birlikte hukukçulara da bulaşacak bir virüs olmalı bu…
Elbette gazetecileri etkisine alabilmeli, askerleri de…
(Askerleri derken kimse yanlış algılamasın, er ya da erat değili mesleki anlamda asker)
Bunlar da değil sadece, kapitalistlere ve kominstlere bulaşmalı, her türlü gerici yobazlara, paradan başka bir derdi olamayan, bencillere de bulaşmalı…
Ama onları süründürecek ya da öldürecek bir virüs de olmamalı, direkt vicdanlarına yerleşsin, tüm kötüler iyi olsun, yaptıklarından utansınlar, vicdan azabı çekmeye başlasınlar, yedikleri her haram lokma boğazlarına düğümlensin.
Adı da iyilik olsun bu virüsün.
Her virüs kötü olacak değil ya…
Korona da kendisi için değil, insanlar için kötü…
Yoksa bize bulaşmasa, hasta etmese bizi, bize ne, “bana bulaşmayan virüs bin yaşasın” derdik…
Daha önce de değinmiştim bu konuya. Covid-19 da canli bir mikro organizma ve var olmak için mücadele diyor. Yaşayabildeği tek yer insan bedeni… Hayatta kalmak istiyor, direniyor, direnirken de insanı hasta ediyor, sonra da öldürüyor!
Tıpkı insan virüsü gibi değil mi?
Biz de yerleştiğimiz dünya gezegeninde yaşamaya, var olmaya çalışıyor, bunu yaparken de dünyanın doğasını perişan ediyoruz, yani hasta ediyoruz!
Oysa dünyayı kirletip hasta etmeden de var olup gül gibi doğada yaşayabiliriz. Ama ne yapıyoruz, doğayı kirletip dünyayı hasta ediyoruz. Dünya hasta olup ölürse biz de geberip gideceğiz.
Covid-19 da bizi hasta edip öldürecek, biz ölünce o da yok olacak. Varlığını sürdürebilmesi için yeni bedenler, yani yeni dünyalar bulması gerek. Korona için her beden yeni bir gezegen…
Peki ya insan denen virüs için başka beden, yani başka gezegen var mı?
Korona Covid-19 için insandan bol ne var, bunu dert etmesi gerekmiyor.
Oysa biz düşünebiliyor, düşünebildiğimiz halde dünyayı hasta etmeye devam ediyoruz. Dünya ölürse insanlığın da öleceğini kestiremiyoruz.
Küçücük bir mikrop, koskoca süper güçleri dize getirmiş vaziyette. Silahlara harcanan onca milyar dolarlar, balistilk fizeler, nükleer başlıklı roketler, bombalar, mikroskopik bir organizma karşısında çaresiz. İşe yaramıyor.
Kapitalizm çökecek beklide, bu pandemiden sonra belki yepyeni bir dünya düzeni gelecek de zalimlerin egemenliği son bulacak mı?
Korona/Covid-19 mutasyon geçirip acaba iyilik virüsü haline gelir mi?
Elbette mümkün değil. Zira kötülük bir karakter, kişilik meselesi, beslendiği tek kaynak cehalet ve cahiller…
Cehaletin de tek bir tedavi yöntemi var o da eğitim…
Hem ne demişti Ak Parti eski bakanlarından Taner Yıldız, “Eğitim düzeyi artıkça bizim oylarımız düşüyor”
Şimdi normalde bir devlet bu durmda ne yapması lazım, eğitim kalitesini artırması lazım değil mi?
Ama iktidar partisi, sadece mevcut iktidar da değil, 1950’li yıllardan başlayarak, gelmiş geçmiş, neredeyse tüm sağ ve muhafazakar siyasi iktidarlar eğitime yatırım yapmadı. Cehaletten beslendi. Ak Parti de, tıpkı sn Taner Yıldız’ın dediği gibi, varlığını cahillerin ferasetine borçlu. Toplumda cehalet artıkça mevcut iktidarın ömrü de bu kadar uzun oldu ve beklide uzamaya devam edecek.
Cehalet kötülüğü doğuracak, en kötüsü de örgütlü cehaletin daha da yükselip güçlenmesine neden olacak!
Tüm uyarılara rağmen, salgının ne kadar tehlikeli olduğu her alanda ifade edilmesine rağmen insanlar, “inadına” dışarılarda gezip tozmaya devam ediyorsa, cehaletin kutsanması yüzündendir…
Elbette bu sadece Türkiye için geçerli değil, AB üyesi İtalya’da da durum farksız. Korona salgının en çok etkilediği ülkelerden olan İtalya’da bir belediye başkanının nasıl isyan ettiğini görmüşsünüzdür sosyal medyada!
Bizi, şimdilik bizim derdimiz yanışlarımız ilgilendiriyor. Okullar kapalı ve eğitime EBA üzerinden devam edilecek. Peki onlar ders arasında ne yayınlıyorlar?
Normalde eğitici filmler yayınlamalı, el yüz yıkama ve nasıl önlem alınması gerektiği gibi videolar değil mi?
Ne gezer? Ders aralarında yayınladıkları animsayon film Adnan Menderes’in asılma videosu…
Dedim ya kötülüğü tedavi etmek zor belki iyilik virüsü olsa, vicdana gelirler diyecem ama…
Neyse, nüşümcü, gecenin dördünde müşteri bekleyen bir taksici ve paydos eden bir kokreççi karşıma çıktı…
Siz siz olun, mecbur kalmadıkça dışarı çıkmayın… Çünkü Korona/Covid-19'un şakası yok. Eğer bu savaşı kazanmak istiyorsak uyarıları kulak arkası etmeyelim...
@SuatOktySnck
YAZININ VİDEOSUNU İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN:
Pazartesi, Mart 16, 2020
İnsan virüsü mi daha tehlikeli COVID-19 mu?
Perşembe, Şubat 27, 2020
Damat Berat, Ünal Hoca'yı nasıl harcadı?
Başakşehir şampiyon olma fırsatını bence geçen yıl kaybetti ve yarışın sonunu getiremeyince Galatasaray şampiyon oldu.
Bu sezon şampiyon olma ihtimalini, iyi futbol oynuyor olmasına rağmen çok yüksek görmüyorum.
Ama Trabzonspor'un bu olasılığı daha yüksek...
Ya da yüksekti...
Bir takım gelişmeler oldu ki, o gelişmeler Trabzonluların umudunu kırmasa da törpülemiş olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar şampiyonluğun en büyük favorisi olsalar da, Bordo mavililerin işi çok zorlaştı. Özellikle de Ünal Karaman hocanın görevinden ayrılmasından ya da istifa etmek zorunda bırakılmasından sonra şampiyonluk şansı %60'lardan, %40, hatta %30'lara kadar düştü diyebilirim.
Neden?
Bir kaç neden ve etken var!
Üstte de vurguladığım gibi, birinci neden ve etken Ünal hocanın görevinden, başarılı olmasına, takımı kendisi kurmuş olmasına rağmen istifa etmeye zorlanması.
Peki Ünal Karaman'ı kim ve neden istifa etmeye mecbur bıraktı?
Elbette ki, Damat Berat Albayrak!
Fanatik bir Trabzonspor taraftarı olan Berat bey, kendini Trabzon'un üstünde gören, dolaylı yollardan değil, doğrudan, sakınmadan gizlenmeden kulübü yöneten, borçlarını hafifleten, hiç bir kulübe yapılmadığı şekilde yapılandıran, özetle Bordo Mavili kulübe nefes aldıran hamleler yapmış.
"Nasıl yapmış?" diye sormanın mana ve ehemmiyeti yok, nasıl olduğunu, bu kudreti nereden bulduğunu tahmin etmek zor değil, değil mi?
İyi de ne oldu da Ünal Karaman gitti, Hüseyin Çimşir geldi?
Şöyle anlatayım:
16 Aralık 2019 pazartesi akşamı Trabzon'da oynanan ve 2-1 kaybedilen Denizlispor maçından sonra, (ki o maçı, yazıyı hazırlarken bir daha izledim, Trabzosnpor iyi oynamış çok gol kaçırmış ve şanssız şekilde kalesinde gördüğü iki golle yenilmiş) Teknik Direktör Ünal Karaman'ın yanına gelen Damat Albayrak, "nedir bu takımın hali, neden bu kadar kötü?" diye soruyor.
Ünal hoca merttir, serttir, delikanlıdır, milliyetçidir, haddini bilmeyenlere haddini bildirmesini bilir. Kim ve ne olduğunu, makamına mevkisine bakmadan lafını esirgemez.
Esirgememiş de...
Zaten şanssız şekilde 3 puan kaybedilmiş, moral bozukluğu da had safhada, damat beyden gelen soruya, "Ben size ülke ekonomisi neden bu halde, neden kötü, diye soruyor muyum, ki ekonomi zaten kötü! Siz bana neden soruyorsunuz?" diye karşılık verir.
Ünal hocadan gelen tokat gibi cevap karşısında, haddi ve bilgisi olmadığı konularda ahkam kesmemesi gerektiğini idrak edemeyen Sn Damat Berat Albayrak, kendini Trabzon ve Trabzonspor kulübünün sahibi gibi gördüğü için o an kararını vermiş.
Ve Ünal hocanın bileti kesiliyor.
Tabi hemen değil...
Kamuoyuna asıl gerekçe yansımasın diye, sanki kulüp başkanı Ağaoğlu ile sorun yaşıyormuş izlenimi uyandırılmaya çalışılıyor.
Başkan Ahmet Ağaoğlu, durup dururken Ünal hocayı eleştiren, basına şikayet eden açıklamalar yapmaya başlıyor.
E Ünal Karaman aptal değil ya... Yıllarca Trabzon ve Milli Takım forması giymiş, kaptanlık yapmış deneyimli futbol adamı, iki sezondur emek verdiği, kurduğu ve zirveye taşıdığı takımına istifa ederek veda etmek zorunda bırakılıyor.
Tabi Bordo Mavili taraftarlar önce buna karşı çıkıyor, sosyal medyadan Karaman'a arka çıkıyorlar. Fakat, kısa sürede bu destek ilginç bir şekilde sönümleniyor ve konu sessiz sedasız kapanıp Hüseyin Çimşir hazır, kurulu ve bomba gibi takımın boşalan teknik direktörlüğüne kuruluyor!
Hüseyin hoca da uyanık, Ünal hocanın kurduğu yapıyı (sistemi) bozmadan aynen sürdürüyor ve (sanki Ünal hoca hiç gitmemiş gibi) başarılı sonuçlar almaya devam ediyor.
İyi de madem sistem devam ediyor, iyi futbol oynayarak takım kazanıyor, şampiyonluk şansı neden %40'lara 30'lara düşsün ki?
Damat beyin full desteği de sürdüğüne göre...
Bu destek hala sürüyor mu gerçekten? Yoksa dengeler yerine otururken diğer kulüpler, Trabzonspor'a tanınan ayrıcalıklara uyandılar mı?
Elbette uyandılar. özellikle Fenerbahçe, Trabzon'a uygulanan borç yapılandırmasının kendilerine ve diğer kulüplere de tanınması gerektiği yönünde sesini yükseltince, işin rengi de değişiyor.
Tüm bunların üstüne Fenerbahçe stadında Damat Berat Albayrak aleyhine tezahüratlar da patlak verince, Fenerbahçeli olduğu bilinen Sn Reis, Ak Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bakanlarla özel ve acil bir toplantı yaparak, kabinedeki herkesin bir daha hiç bir takım lehine ya da aleyhine açıklama yapmaması ve destek vermemesi konusunda uyarıda bulunuyor.
Düşünsenize tüm tribünlerden yayılacak bir tezahüratlı protesto eyleminden sonra ne olurdu Sn Erdoğan'ın itibarı? Maazallah...
Ama Sn Erdoğan anında konuya el koyarak, tüm stadlara kötü örnek teşkil edecek olası bir toplu tribün protestolarının önünü de kesmiş oluyor...
Berat Albayrak damat beyefendiler de bu uyarıyla ister istemez çok sevdiği, şampiyon olabilmesi için her şeyi ama her şeyi yapmaya hazır olduğu biricik Trabzonpor'undan uzak kalıyor.
Bu durum elbette takıma kötü etki etmiyor. Neden? Çünkü Ünal Karaman çok iyi bir takım kurmuş, kadro tıkırı tıkır işliyor, şampiyonluğa doğru gidiyor...
..da Başakşehir, Sivasspor ve Alanyaspor'un yanına çok daha dişli bir rakip ekleniyor.
"Galatasaray!"
Ligin ilk yarısında, 10 puan geriye düşmüş Galatasaray, iyi futbol oynamamasına rağmen, Fatih Terim'in de deneyimiyle aradaki farkı kapatıyor, 20 yıl aradan sonra gelen son Fenerbahçe galibiyetiyle de zirvedeki Başakşehşehir ile puan farkını bire indiriyor. Trabzon'la puanları eşitliyor.
Her ne kadar Trabzonspor'un, Elazığı depremi nedeniyle ertelenen Malatyaspor maçı olsa da, Galatasaray deplasmanına gidecek olması ciddi bir dezavantaj!
Eğer Galatasaray iddialı duruma gelmeseydi, Trabzonspor, Başakşehir, Alanya ve Sivas'ı geçer, şampiyonluk şansı %80'lere kadar çıkardı ama Galatasaray gibi bir camianın rakip olması işi çok zorlaştırıyor.
Belki Trabzon, G.Saray'daha iyi futbol oynuyor olabilir ama son iki yılın şampiyonu, Fatih Terim deneyimi ve taraftar farkı dengeyi bozabilir.
Eğer son haftaya puan puana girilirse, lig sonunda oynanacak erteleme Malatya maçı kader maçı olabilir ve o maçta neler olur neler, varın siz düşünün!
Trabzonspor'un, ortaya koyduğu performansla zaten her hangi bir harici, gayri ahlaki bir desteğe ihtiyacı olmadığını kanıtlamış durumda.
Ve eğer Bordo Mavililer şampiyon olursa, bu Hüseyin Çimşir'den çok Ünal Karaman'ın başarısı olacaktır...
Ve eğer Damat Berat bey araya girmemiş olsaydı ligi açık ara lider götüreceğini de bilmem anımsatmama gerek var mı?
Ve eğer şampiyonluk kaçarsa bilin bakalım suçlusu kim olacak?
Bilmediği, anlamadığı konulara burnunu sokan her kimse işte tam da odur!
Ne demiş Dostoyevski ?
Şeytan uyuyakaldı bir gün. Rüzgar sert esti. Üç tüy düştü şeytandan dünyaya. Biri paraya yapıştı, diğeri mevkiye, öteki de ihtirasa. O günden sonra şeytan hiçbir iş yapmadı.
@SuatOktySnck
YAZININ VİDEOSNU İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN:




