Pazartesi, Haziran 22, 2015

Ermenistan ve Gürcistan'da çektiğim fotoğraflar...

Gürcistan'da Tiflis hava alanında Ermenistan'a Gümrü'ye doğru hareket etmeden önce...

       Gümrü'de bir Bursalı... 
Duvarda Dali, kenarda bir deli ;)

Gümrü, Sovyet döneminde kültür ve sanat şehri olarak bilinirmiş...
1988 depremi bu özelliğine büyük darbe indirmiş... İşte Gümrü'nün sanat merkezlerinden, eğitim yuvalarından birinin önünde, beni fotoğraflayan Serdar'ı fotoğraflarken...

                                                         Duvarda Dali, kenarda bir deli ;)

                               Gümrülü bir hayranım Gohar (Ermenice elmas demekmiş) 
                                Benle fotoğraf çektirmek isteyince, hayır diyemedim tabi ;)

                                                                Gümrü'de bir Bursalı...

 Gümrü sessiz ve sakin bir şehir. emeklileri de boş zamanlarında tavla oynayarak geçiriyorlar!
İhtiyarların elindeki tespih pek tanıdık gelebilir ki, o kadar çok ortak noktamız var işte Ermenilerle, tespih sadece bir tanesi... ;)

Tercümanımız Nil, etkinlik boyunca Serdar ve benim kahrımızı çekti... :)


                                                             Gümrü'de bir Bursalı...

 Gümrülü Ermeniler Türkiye'den geldiğimizi öğrendiklerinde, hiçbiri "estafurullah" demedi,nedense(!)

 1988'de yaşanan depremin izlerini kentin her tarafında görmek mümkün...

 Gümrü'nin sanat ve estetik şehri olduğunu her karede hissetmek mümkün...

 Gümrü sessiz, sakin ve planlı bir şehir...

 İnSanat üyesi belgeselci Serdar Güven ile birlikte gezdik Gümrü'yü...

Serdar Güven...

 Gümrü'nün dört bir yanı heykelle donatılmış...

 Gümrü'de sıradan bir gün...

 Serdar ile özçekim (selfi) yapmadan olmaz (Tiflisteyiz)

 Serdar elinde kamera ile fotoğraf avında...,

 Pazarda biber satan bir Ermeni ihtiyar!

 100 bin kusur nüfuslu Gümrü'deki meydanları görünce 
Bursa'nın ne talihsiz bir kent olduğunu bir ez daha anladım! :(

 Ermeni çocuklar kum havuzunda gönüllerince oynuyorlar...

 Gümrü'de zaman 70'li, 80'li yıllarda donmuş kalmış gibi. 
88 depreminde yıkılan kiliseler onarılsa da yaraları hala derin...

 88'deki büyük depremde yıkılmış ve sonradan onarılmış, 
1853 yapımı kilisenin önünde, Serdar ben ve Adar Baran...

 Gümrü'nün dört bir yanı heykel ve anıt...

 Kiliseye gidip mum yakıp dua etmekle, 
bizim türbeye gidip mum yakıp dua etmek arasında ne fark olabilir ki?

 Ermeni Ortodoks kiliseleri günün her saati girilip ziyaret edilebiliyor...


 Ermeniler, sıklıkla kilisleri ziyaret edip tanrıya yakarıyorlar!

 Kaldığımız Nane Hotel'in önünde...

Ermenilerle bir diğer ortak noktamız da araç plakalarının numaralanması... 
16 plakalı bu Lada'nın elbette Bursa ile ilgisi yok, sadece plaka ve numara benzerliği ;) 

 Gümür Nane Hotel'de yemek molası... 

 Fransızca tercümanımız Nil sunum sırasında Serdar'a yardımcı olurken...

 Serdar, Ermeni bir amca ile omuz omuza ;)


Ermeni esnaf kahve molası vermiş, bir yandan sigaralarını tüttürüyor, 
diğer yadan  kahve keyfi yapıyor... ;)

Ermenistan'da altyapı sorunları dikkat çekiyor, ekonomi zayıf ama Sovyet döneminde yerleşen sistem bugün hala Erenilerin işini kolaylaştırıyor. Zira yollar geniş, trafik rahat...

 Serdar Güven ilgnç bir oyuncağın önünde bana poz verdi...

 Nane Hotel önünde Serdar'a poz vermişim ;)

 Serdar'ın belgeselinin sunumunun başlamasını beklerken...

 Serdar ve Ermeni esnaflar...

 Serdar ve Salvador Dali... ;) 

 Ermeni ihtiyarlar tavla partisinde...

 Gümrü'de bir Bursalı... 

    Gümrü'de bir Bursalı... 
 Gümrü'deki son günümüzde, GorkiMeydanı'nda bir kafede Serdar ve Adar ile birlikte yemek yedik...

 Gümrü'den Tiflis'e 6 saatlik bir yolculuktan sonra, dağları aşıp da ulaşmamız gerekti...

 Adar ve Nil ile birlikte Tiflis'e giderken dağlar arasında bir yerde mola verdik...

 Serdar ve Nil ile birlikte...

 Ermenistan-Gürcistan sınırının tam da ortasında tarafsız bölgede özçekim (selfi) yapmak... ;)

 Gürcistan'a merhaba...

 Arkamda Tiflis kalesi...

 Tiflis'te kaldığımız irmeni adlı otelin balkonun manzarasında Tiflis kulesi...

 Tiflis'te de her yer heykel dolu...

 Açaydım kollarımı, gitme diyeydim, gitme kal diyeydim... :D

 Serdar molada...

Tiflis'in ortasından akan nehir... Üstünden geçen teleferik...

 Haydar Aliyev anısına bir heykel ve onuruna açılan Tiflis'teki park...

Tiflis'te çok sayıda tarihi eser var ve bunlardan en çok dikkat çekeni de
islami dönemden kalma hanlar-hamamlar... 

Tiflis'te bir cami ve cumbalı evler...

Cumartesi, Haziran 20, 2015

Af edersiniz Ermenistan’a gittim!

Af edersiniz ama Ermenistan’ın Türkiye sınırında, Kars’a 50 km uzaklıktaki Gümrü (Gyumri) şehrinde Ermenileri tanıdım…
Tiflis üzerinden 6 saatlik minibüs yolculuğundan sonra karadan aktarmayla ulaşabildik Gümrü’ye...
Oysa Kars’ın oralarda bir yerlerde bir sınır kapısı falan olaydı, bunca eziyet de yaşanmayacaktı...
Af edersiniz ama Gümrü de yaşayan Ermeniler’e Türk olduğumuzu söylediğimizde kimse bize “estafurulllah” der gibi bakmadı. Hatta çok sayıda Türkçe bilen, Türkçeye hayran ve Türkiye’yi seven Ermeni’ye de rastladık. Bize o kadar benziyorlar, bizden o kadar çok özellikleri var ki…
Yemek adları, kiminin soyadı, plakaların numaralanması ve hatta Ermeni parasının sembolü bile çok tanıdık!
Bizi ayıran, bizi bize düşman eden siyasetçilere, bağnaz politikacılara isyan etmemek elde değil.
1988'de yaşadıkları büyük deprem ihtişamlarını törpülese de sanat ve estetik anlayışları Gümrü'nün her yanında hissediliyor.
Kars’ın ikiz kardeşi gibi Gümrü… 
Rus (Sovyet) izleri her yerde...
Her yerde heykeller, her yerde bir düzen ve intizam...
Sanki zaman 70’lerde 80’lerde donmuş kalmış...

Af edersiniz ama Ermenistan bizden daha fakir olmasına rağmen yolları nasıl geniş, etraf nasıl yeşil anlatamam...
TL ile karşılaştırdığınız zaman her şey o kadar ucuz ki, gel de bunu onlara anlat. Ermeni parası Drama’nın alım gücü zayıf, çünkü Ermeni ekonomisi malum...
Üretim yok, sanayi yok, teknoloji yok...

Af edersiniz ama huzur var, tatlı bir huzur!
Tavla oynayan ihtiyarlar, kiliseye giderek mum yakan, dua eden her yaş insan.
Bizimkilerin türbeye gidip mum yakıp dua etmesiyle, onların kiliseye gidip Allah'a yakarması arasında ne fark olabilir ki?

Af edersiniz ama Ermenilerin tek derdi 1915 soykırım meselesi...
Birilerinin onları kestiğine, katlettiğine, kökünü kurutmaya çalıştığına ama başaramadıklarına öyle çok inanıyor, öyle çok kompleks yapmışlar ki, varsa yoksa 1915 tehciri...
Diaspora’nın çok fazla etkisindeler…
Amerika’da, Avrupa’da yaşayan Ermeniler’in keyfi yerinde tabi, soykırımı fış fışlayarak, Ermenistan’ı Türkiye’den uzaklaştırmanın ceremesini Ermenistan'da yaşayanlar çekiyor...
Ah, Türkiye ile sınırlar açılsa, bir açılsa, hem Ermeniler rahat edip nefes alacak, hem de serhat şehirlerimiz...

Af edersiniz ama niçin Ermenistan’a gittiğimi merak ediyorsunuz değil mi?
İnSanat üyesi belgesel yönetmeni arkadaşımız Serdar Güven, EuroAsiaDoc kapsamında, İstanbul ve Gümrü’de düzenlenen belgesel projesi geliştirme atölyesine davet edilmişti. İstanbul’da yapılan atölyenin 2. aşamasında Fransız, Ermeni, Gürcü ve Türk yönetmen ve yapımcılar Gümrü’de bir araya geldi. Ve ben de Serdar’ın yapımcısı olarak etkinliğe katıldım.

Af edersiniz ama Türkiye’deki sirklerde çalışmak için Gürcistan’dan gelen sirk işçilerinin hayatlarının anlatıldığı “Sirk Proletaryası/Ayın Karanlık Yüzü” belgeseli Fransız bir yapımcının dikkatini çekti ve çok önemli görüşmeler yapıldı.

Belgesel, Servet Yalçın’ın Manisa’nın Akhisar ilçesinde kurduğu Avrasya sirki, Gürcistan’ın Abhasha bölgesine bağlı Sucuna kasabasının insanlarını “ekmek parası” uğuruna bir araya gelmesini anlatıyor.
Belgesel özgün ve çarpıcı görüntüler içeriyor.
Bir çok farklı işçi sınıfı olduğu biliniyordu da ilk defa sirk işçisi kavramını bu çalışmayla birlikte duymuş olduk…
***
Afedersiniz ama Gümrü’de geçen 4 günümüzün ardından, geldiğimiz Gürcistan’ın başkenti Tiflis’in kaotik yapısı bize daha çok İstanbul’u anımsattı.
1500 metre yükseklikteki temiz ve huzurlu Gümrü atmosferinden sonra, Tiflis’in nemi bizi terletmeye yetti.

Ve bir şey daha; ne Gümrü'de, ne de Tiflis'te bir tane bile olsa ne bir belediye başkanı fotoğrafı, ne de her hangi bir siyasi simgesi görmemek, yaptıkları hizmetle övünmemek çok garibimize gitti(!) Demek ki Ermeniler de, Gürcüler de Türk siyasetgçilerini hiiç anlammışlar azizim hiç(!)

Son söz…
Hiçbir birliktelik, karşılıklı fedakarlık ve hoş görü olmadan uzun sürmüyor...
Ermenilerin de bize, bizim de Ermenilere ihtiyacımız var, zira beslendiğimiz kültür aynı damardan akan enerji…
Bu damar kesildiğinde her iki taraf için huzur da kalmıyor, mutluluk da…

Sonra düşündüm de, acaba onlar mı bizden daha çok nefret ediyor, yoksa biz mi onlardan!
Ne kadar nefret ekersek, o kadar düşmanlık, ne kadar sevgi ekersek, o kadar da dostluk biçiyoruz...

Af edersiniz ama “kalp kalbe karşıdır” derler ya aynen öyle, gibi...

Ermenistan ve Gürcistan'da çektiğim fotoğrafları görmek için tıklayın: http://suatoktaysenocak.blogspot.com/2015/06/ermenistandan-bir-kac-kare.html?spref=tw

Çarşamba, Haziran 03, 2015

Bu G.Saray'a kaybediyorsan eğer...

Yazıklar olsun!
Başka ne denir ki…
Saha kendi sahan… 
Rakip zafer sarhoşu, rakip yorgun… 
Rakip doymuş…
Aç olan sensin. Maça da hızlı başlamışsın. 
Evet şans senden yana değil belki ama bu kadar çabuk pes edilir, oyundan kopulur mu arkadaş!

Volkan Şen, sen böyle bir maçta yıldızlaşmayacaksın da ne zaman takımını zafere taşıyacaksın, o zaman sen yıldız değilsin! Bütün tercihlerin yanlıştı. Biraz dikkatli olsaydın, biraz, kendine değil takıma oynasaydın, maç ilk yarı kopacaktı.

Ozan Tufan, sen bu maçta döktürmeyeceksin de ne zaman takıma damga vuracaksın?

Harun, rakip üç kez geldi ve sen üçüne de buyur dedin kardeşim!

Şenol Güneş, evet çok tecrübelisin ama ne yazık ki daha önce yaptığın hatalardan hiç ama hiç ders alamamışsın… Takımın yine final maçını final gibi oynayamadı ve sen yine kaybettin. 
Sadece sen değil takımın da kaybetti…

Avucunun içine kadar gelmiş kupa şampiyonluğunu, doymuş, şımarık, kendi içinde kavga eden futbolculardan kurulu, yönetimi sorunlu ve çaylak bir teknik adamla yürüyen bir takım önünde kaybettin, hediye ettin!

Çok şey kaybetti Bursaspor. Kaçan sadece bir kupa değil, yarına dair umutlar, geleceğe dair planlar dağıldı…

Şenol Güneş sahanın en iyisi Bakambu’yu çıkardı, son dakikada gencecik Enes Ünal’ı soktu. Enes Ünal kurtarıcı olarak giriyor, Enes’e de yazık, Bakambu’ya da!

Galatasaray üç net pozisyon buldu, üçünü de gol yaptı. Biz ise birçok pozisyondan sadece 2 gol atabildik, biri de ofsayttan.

Bu neyin farkı biliyor musunuz? Takım deneyimi, oyuncuların bireysel tecrübesi… Bursaspor’da eksik olan en önemli fark buydu. Yedek kulübesinden deneyimli oyuncularla takviye yapabilirdi. Mesela Holman gibi…

G.Saray’ın buna benzer finaller oynamış deneyimli kadrosu Bursaspor’u kendi evinde sürpriz bir şekilde yendi ve ZTK’yı da kazandı.
Sürpriz evet. Çünkü, en önemli silahı kalecisi Muslera’dan yoksun ve maç Bursa’da…

Galatasaray'ı kutlamak gerek. Tıpkı ligde rakiplerinin hediye ettiği gibi Bursaspor’un da ikramını geri çevirmeyerek çifte zafer yaşadı.

Evet, Bursaspor savunmasında çok önemli oyuncular yoktu. (Şimdi gel de Serdar Aziz’e isyan etme o gördüğü kırmızı kart için)

Genç Ertuğrul’a kızamıyorum. Böyle bir deneyime hazır değilken çok ağır bir yükün altında ezildi. 

Evet ama rakip de zafer sarhoşu, yorgun ve sen kendi evinde oynuyorsun. Savunmada neden bu kadar salaklıklar yaparsan. Galatasaray gibi bir rakiple oynarken bu kadar basit hatalar yaparsan, hiç kusura bakma arkadaş, hüsran yaşaman kaçınılmaz olur. Öyle de oldu.

Hamza Hamzaoğlu bile "Oyuncularımı toparlamak zor oldu" diye itiraf ederken, Şenol Güneş ise maç içinde dağılan takımını sadece seyretmekle yetindi... 

Yazık mı oldu? 
Evet, yazık oldu ama takıma değil, bu takımdan çok şey uman taraftarlara. Yılların hasreti o kupa şampiyonluğunu doyasıya yaşamanın hayalini kuran taraftara yazık oldu.
Ve heba oldu. Sezon boyunca oynadığın etkili futbol, attığın onca gol, alın teri, emek, göz yaşı…
Hepsi heba oldu..
Bunları taçlandırman gerekirken, yine finali beceremedin. Ertuğrul Sağlam döneminde Ankara’da Fener’e hediye etmiştik kupayı, bu sefer de Galatasaray’a…

Bir çift söz de maçı TV’de yorumlayan hakem eskisi Erman Toroğlu’na…
Bursaspor da tıpkı G.Saray gibi bu ülkenin takımı. Maçın başında son anına kadar G.Saray’ın ne yapması, ne yapmaması gerektiğini, maçı nasıl çevirebileceğini, utanmadan, sıkılmadan yorumladın durdun. Bursaspor’a verilen penaltıda bile “maalesef penaltı” diyecek kadar tarafını belli ettin ki, bir kocaman “YAZIKLAR OLSUN” da sana…

Hüzün, göz yaşı ve keder de bana… :(

Ve Şenol Güneş, Volkan Şen, Ozan Tufan, Harun Tekin! Size inanan, güvenen koca bir kentin umutlarını, hayallerini yıktınız, sizi nasıl af etsem bilemiyorum,

Son sözüm de taraftara: Evet üzüntülüyüz, evet hayal kırıklığımız büyük... Fakat o koltukları kırma, zarar verme, isyan etme hakkını sana kimse vermez, veremez. Yenilginin acısnı da dindirmez! Büyük taraftar takımına işte bu anlarda destekler ki, galiba sen de sanıldığı kadar büyük falan değilsin... Bu takım neyse sen de o kadarsın işte!